şanlıurfa bisiklet turu

Şanlıurfa Bisiklet Turu

Şanlıurfa Bisiklet Turu

        30 Nisan Çarşamba günü Şanlıurfa Bisiklet Turu için Ankara dan yola çıktım. İlk olarak Kulu merkeze uğradım,ardından Tuz Gölü’ne doğru yol aldım. Konya makasa geldiğimde lastiğim patladı bunun sebebiyse kamyoncuların lastiklerinden aşınan tellerin emniyet şeridinde toplanıp tekere batmasıydı. Lastik korumalı olsa bilse yine de fayda etmedi. 10 dk içerisinde lastiği değiştirip yola koyuldum. İlk olarak Tuz gölü’ne uğradım. Tuzgölü uzakdoğudan gelen turistlerle doluydu. Orda ayaklarımı tuza soktum,birkaç fotoğraf çektikten sonra Şereflikoçhisar istikametine doğru yola koyuldum. 5 saat 30 dakikalık bir süre zarfında rüzgarın çoğu zaman karşıdan esmesine rağmen Koçhisar’a vardım. 30 Nisan Çarşamba-1 Mayıs Perşembe Koçhisar da konakladım. Akrabalarla vakit geçirdim. 2 Mayısta tur arkadaşım İsa Büyükorhan Koçhisar’a geldi ve Aksaray’a doğru pedalladık. 

Şanlıurfa Bisiklet Turu Aksaray Yolu                                                                                                        

     Koçhisardan biraz geç çıkmıştık , o gün 70 km yol alıp havanın kararmasıyla birlikte Aksaray’a 10 km kala dinlenme tesisine çadırımızı kurduk ve sağ olsunlar bize baya yardımcı oldular.Çay ikram ettiler oturduk çayımızı içtik ve sabah erken kalkıp  Aksaray merkeze gitceğimiz için erkenden dinlenmeye çekildik.

       Sabah olduğunda çadırımızı topladık ve Aksaray merkeze doğru yol aldık.Aksaray merkeze vardığımızda sora sora kahvaltı yapabileceğimiz yeri bulduk.Burası Çıtır Cafe Fastfood tu.Orda çalışan abla,kızı ve oğlu bize süper bir kahvaltı hazırladılar.Kahvaltıda yok yoktu.

Şanlıurfa Bisiklet Turu Aksaray

Enerjimizi depolayıp Aksaray Müzesi’ne geçtik.Müze Karamanoğulları döneminde yapılmış olan Zinciriye Medresesi’nde yer alıyor. O dönemlerden bugüne kadar müze görevini devam ettiren Aksaray Müzesi, Neolitik Çağ, Kalkolitik Çağ, Frig Çağı, Klasik, Roma, Helenistik ve Bizans çağlarına ait bulunan eserleri kendi bünyesinde toplamış. Bunun yanı sıra Aksaray’ın çevresinden toparlanmış olan giyim örnekleri, kilimler, halılar, çoraplar, paralar ve silahlardan oluşan bir koleksiyonu da ziyaretçileriyle buluşturmaktadır. Zengin bir koleksiyona sahip olan Aksaray Müzesi, görülmeye değer kalıntılarını ve kendi tarihi güzelliklerini sunmaya hazır.Müze gayet modern ,Aşıklıhöyük ve civardaki höyüklerden çıkmış eserlerden oluşuyor.Mumyalarda mevcut.Müzede fotoğraf çekmek yasak.Güvenlik görevlisine nedenini sorduğumuzda definecilerin bu bölgede faaliyetlerinin çok olduğu ve bu sebeple eserlerin fotosunu çekip tarihleme ve benzer eserler hakkında detaylı bilgiye ulaşabileceğini söyledi.

Müzeyi gezdik ve kent merkezine geçtik.Bir kaç foto çekip merkezi gezdikten sonra Ihlara Vadisi’ne doğru yola koyulduk.

Yola çıkarken yanımıza elma ve portakal depoladık.Sularımızı fulledik.Gezi sırasında geçtiğimiz en berbat yollar bu güzergahtaydı.Yaklaşık 40 km stabilize asfalt fakat köstebek yuvası gibi delik deşik yollardan oluşmaktaydı.Ihlara Vadisi’ne gelmeden benim arka lastik yine patladı.Yine tel girmiş.Yeni lastiğimizi taktık ve yola koyulduk.Tur boyunca 2 defa lastiğim patladı.

Ihlara ya gelmeden çay bahçesinin birine uğradık ve burada Fransız bisikletçilerle karşılaştık.Çat pat İngilizcemizle anlaşmaya çalıştık.Fransa dan yola çıkmışlar ve İsviçre,İtalya,Slovenia,Hırvatistan,Bosna Hersek,Sırbistan,Bulgaristan ve Türkiye’ye gelmişler. 5 yıldır yollardalarmış.Çoluk çocuk yola koyulmuşlar.Aileyle ve ufaklıklarla ayrı ayrı foto çekinip sonraki durağımız olan Selime Katedrali ve peri bacalarına uğradık.Katedral Güzelyurt’un küçük bir kasabası olan Selime de, Ihlara Vadisi’nin bitiş noktasında bulunmakta. Kapadokya’ya gelen turistlerin uğrak yeri olan Selime’deki kiliseler, kervan yolu ve manastır bulunduğu bölgeyi mistik atmosfere bürüyor. Selime, peribacalarına oyulup işlenen barınaklarıyla, sığınaklarıyla, kiliseleriyle ve mezarlarıyla Aksaray gezilerine dahil edilmesi gereken bir kasaba. Hem uzun bir yolculuk yapıp hem de keyifli bir zaman geçirmek için Selime Kasabası’nı rotanıza dahil etmelisiniz. Selime Katedrali ve Peribacaları bir süre yaşadığınız tarihten uzaklaştıracak sizleri.Katedrali gezerken oranın yerli halkından olak ufaklık tur rehberimiz olarak bize eşlik etti.Katedrali gezdikten sonra yola koyulduk ve bir çay bahçesinin önünden geçerken turistler bizi alkışlamaya başladı ve bu gazla Ihlara’nın dik rampalarını çıkmaya başladık.

Tırmandık ve katedrali bir de tepeden görmek ve fotoğraflamak için su molası verdik.En tepe de eski bisiklet yarışçısı yabancı bir eleman ve Türk sevgilisi o bölgeyi seyahat ederken yanımıza araçla yanaştılar ve kız ‘’bisikletini Mark çok beğenmiş’’ dedi.Bende gayet mütevazi şekilde güzeldir evet dedim ve tercüme etti.Fotolarını çektik ve yola koyulduk.Peri bacalarına ve katedrale hakim nooktada berbat bir şekilde görülen betonlaşma ve otel inşaatları kültürel dokuya zarar vermiş ,berbat bir görüntü oluşturmuş.Bu kötü görüntüden uzaklaşıp Hasan Dağı’nı karşımıza alıp bozuk yollarda uzun kilometreler katedip hala Ihlara ya varamadık.Bu yollar bizi ve bisikletimizi çok yıprattı.Ha bitti ha bitecek şu tepenin ardı diye diye sonunda Ihlara ya vardık.Ihlara Vadisi Aksaray’a 40 km uzaklıktadır.

Ihlara Vadisi, Hasandağının volkanından püskürtülen lavların akarsu aşındırması sonucunda oluşan bir vadidir. Vadi boyunca kayalara oyulmuş sayısız barınaklar, mezarlar ve kiliseler bulunmakta. Bazı barınaklar ve kiliseler yeraltı şehirlerinde olduğu gibi birbirine tünellerle bağlantılı.Bizi yolda görmüş yerli turistler hemen yanımıza yanaşıp sizi yolda görmüştük bravo size biz olsak şurdan şuraya gidemeyiz bisikletle o kadar yolu gelmişsiniz bi de Urfa’ya mı gidiceksiniz demeden alıkoyamıyorlar kendilerini.Ihlara Vadisi’nden ayrılırken karnımız acıktı ve 1 km ilerdeki kebabçı da durduk ve yemeğimizi yiyip çayımızı içtik sonrasında Adana-Mersin karayoluna doğru pedallamaya başladık.

O yola inmek için Hasan Dağı’nın eteklerinden gidiyorduk ve arazi volkanik arazi olduğu için yolların büyük bir bölümünde asfalt yoktu.Bu bölgede köpeklerde bir hayli fazlaydı ve kovalandık Volkanik araziden karayoluna çıkmak için 30 km toprak yolda pedalladık.Zamanında patlamış olan Hasan Dağı’nın tüfleri araziyi kaplamış ve arazide tüm tarlalarda irili ufaklı taşlar mevcut. 2-3 defa düşme tehlikesi geçirdim bu yolda.Ama o heybetli dağın manzarası ve dibindeki o muhteşem gölde çekilen fotolar bu yoldan geçmemize değdi.Hava kararmaya yakındı .Tam kararmadan çıkmalıydık artık Adana karayoluna…

Hava karardığında tangır tungur yolları aşıp kaymak gibi asfalta çıkmak bizi baya bi sevindirmişti.Patika yollarda uzun zaman kaybetmiştik.Bunu telafi etmek için hava kararmış ta olsa lambalarımızı açıp pedallamaya devam ettik.50 km karanlıkta pedalladık.Rüzgarın da arkamızda olması bize yardımcı oldu.Artık karnımızda iyice acıkmıştı ve o gün 200 km civarında yol yapmıştık.Konaklayacak bir mekan ararken Tarsus’a 175 km kala Sus-ka Dinlenme Tesislerinde durduk.İlk önce kuşbaşılı pide ile karnımızı doyurduk.Yanında buz gibi yayık ayran ve ardından üzerine çay mükemmel oldu.Daha sonra yetkili kişiyle konuşup çadır kurmamızda sakınca var mı diye sorduk onlarda sağ olsunlar yer gösterdiler.Çay ,kahve ikram ettiler.Telefon,mp3,fotoğraf makinelerimizin şarjlarını doldurmamızda yardımcı oldular.Oturduk sohbet, muhabbet derken müsaade istedik ve çadırımıza geçip istirahate çekildik.

Sabah 6 da uyanıp çadırı toplayıp Tarsus’a doğru yollara düştük.Torosları tırmanmaya geçerken sağ tarafta bir çeşme gördük ve orada masa sandalye atmış amcanın biri çay demlemiş , çayını afiyetle içtik.Çayları afiyetle içtikten sonra yola koyulduk.Niğde-Ulukışla’ya kadar Torosların bitmek bilmeyen yokuşlarını tırmandık.Ardından Ulukışla’da ufak bir mola verip Mehmet Paşa Kervansarayı’nı ziyaretten sonra tekrar düştük yollara.Bu sefer rüzgar arkamızdaydı ve Pozantı’yı iniyorduk.Pozantı inişinde emniyet şeridi dar olduğu için dikkat edilmesi gerekmektedir.Tırlar size sıfır geçiyor.Pozantı inişinde bi kaç foto çekinip Pozantı’yı indikten sonra sağ tarafta Alabalık yapan bir tesis gördük ve dedik balık yiyelim.Bu tesis tren yoluna paralel öyle güzel dizayn edilmiş ki eskilerden esintiler sunmakta.

Yemekleri yiyip yola koyulduk. 5-10 km ilerledik,karayoluna paralel bir akarsu ve köprü gördük fotoğrafladık yola devam…Baya bi pedalladıktan sonra artık Adana il sınırları içerisindeydik ama Adana’ya çok km vardı.Henüz Tekir Yaylası’nı aşmamıştık.Adana’dan önceki durağımız Tarsus’tu.Tarsus’a gelmeden Adana il sınırları içerisinde Tarihi Akköprü de durduk.Köprünün üzerinde ve yanında foto çektik.Biraz dinlendikten sonra zorlu Tekir Yaylası rampaları bizi beklemekteydi.

Tekir yoluna saptık ve yer yer yüzde 7 lik eğimle 15-20 km tırmandık.Tekir Yaylasına hakim noktada durup o eşsiz manzarayu ölümsüzleştirdik.Manzaradan az daha ileride çam ağaçlarının içinde bi işletme vardı ve afiyetle çaylarımızı içtik.Hava 35 derece civarındaydı.Sularımızı doldurduk,yola koyulduk,halen yokuş tırmanıyoruz.Kandilsırtı Geçidi(1370 m.) ne gelince orda mola verdik.Urfalı bi abimiz ailesiyle mangal yakmış sağ olsun bize et ve çay ikram etti.Muhabbet ettik ve ardından ,tırmandığımız o torosları inişe geçtik.

      Tarsus’a kadar full iniş vardı.Arada bazen ufak tırmanışlar olsa da etkilemedi bizi.Sonunda Tarsus’a vardık.Tarsus’ta mola vermeden Adana istikametine doğru düz yollarda ilerlemeye devam ettik.Torosları aşınca malum Adana’ya yaklaştıkça hava sıcaklığında bariz bir artış oldu.Adana’ya 10 km kala çadırımızı dinlenme tesisinde kurduk.Tesis sahibiyle konuştuk duş alabileceğimiz yerin dahi olduğunu söyleyince çok mutlu olduk .Kaç gündür kafamızı yıkayıp idare ediyorduk.Sıcak bir duşun ardından tesisin yemekhanesinde süper mezelerle süslü Adana Kebabın tadına doyum olmadı.Ardından çaylarımızı afiyetle içtik.Telefon,fotoğraf makinası,mp 3 çalar gibi cihazlarımızı şarja verip dinlenmeye çekildik.Çadırın fermuarını kolay kolay açmıorduk açsak bile hemen kapatıyorduk.Çünkü sivri sinek bir hayli çoktu ve hava sıcaktı.Dikkat etmemize rağmen çadırın içine girip sabaha kadar vücudumuzu tarlaya çevirmişler.Sabah kalkıp çadırlarımızı toplayıp bizimle ilgilenen işletme sahibi ve çalışanlarla vedalaşıp Adana’ya 10 km kalan yolumuzu tamamlayıp merkeze vardık.
 Adana’ya gelirken de Mersin li dostlarıma jest olsun diye Mersin Üniversitesi formamı giymiştim.Adana’ya gelince ilk durağımız Tarihi Taş Köprü oldu.Sonrasında merkezde turladık.Ardından kahvaltı için Adana Mutfağı adlı mekanı seçtik.Kahvaltıda o yörelere özgü ‘’sıkma’’ ve bal,tereyağ gibi enerji verici kahvaltı tabağı söyledik.4-5 bardakta çay içtik.Çalışanlar sıcak kanlıydı ve bize koruyucu güneş kremi hediye ettiler.Vedalaştıktan sonra merkezde markete uğrayıp su, muz, ice tea gibi şeyler alıp Seyhan Nehri’ne paralel foto çeke çeke DSİ’nin eski barajına pedalladık.Ordan geri dönüp bunaltan havanın sıcaklığıyla beraber gölge bir yer ararken ağaçların altında ‘’bici bici’’ satan bir amca gördük.2 tane söyledik.O sıcakta iyi gitti.Bilmeyenler için bici bici yaz dönemlerinde yenilen, Adana’ya özgü bir tür tatlıdır. Halk. En bilinen şekliyle rendelenmiş buz, pişmiş nişasta, pudra şekeri ve şerbetten oluşur.Bici bicileri yedikten sonra yola koyulduk.Sinek o kadar çok ki kollarımız ve suratımızı silkeliyoruz, ardından hemen doluveriyor tekrardan…Ardından Adana Müzesi’ne uğradık.Müzede eserler yeni müzeye taşındığından eski müzede bahçe ve iç kısımdaki bazı eserleri görebildik.Adana turunu tamamladık.

       Antep’e geçtiğimizde hava kararmıştı.Karnımız iyice acıkmıştı.İlk hedefimiz güzel bir yemek yemekti.Kendimizi Antep’in meşhur ciğercisi Ciğerci Mustafa da bulduk.Yediğim ciğerin tadını halen unutamam.Yanında gelen ayranıda…Karnımızı doyurduk ve yemekten hedefimiz çadır kuracak bir yer bulmaktı.Merkezde Harikalar Diyarı’nın karşısında bir park bulduk.Güvenliklerle ve polislerle görüşüp bisikletleri kontrol noktasına teslim ettik bi çaylarını içtik.Çadır kuracak yer gösterdiler.Çadırımızı kurduk.Geceden İsa çadırın dışında şapkasını unutmuş sabah bi baktık ki şapka çalınmış.Antep de mülteciler her yerde varlar.İyi ki bisikletleri emanet etmişiz.Yoksa onların ve malzemelerimizin çalınması an meselesiymiş.Çadırlarımızı toplayıp kahvaltımızı yapmak için Antep’in meşhur yerlerinden Tostçu Eyüp’e uğradık.Tostu süperdi.Kahvaltıdan sonra Şehreküstü Konakları ve Savaş Müzesi civarına geçtik.Konaklar güzel restore edilmiş ve Antep’e kazandırılmış.Savaş Müzesi tadilatta olduğu için gezemedik.Bakırcılar Çarşısı,kale,Zincirli Bedesten eski keknt dokusunu mükemmel yansıtmakta.Günümüzde onarılan bedesten et ve sebze hali olarak kullanılmaktadır.1717 yılında yaptırılmış.

        Kaleoğlu Mağarası’nı ziyarete geldik.Kaleoğlu Mağarası Fransız işgali sırasında da yiyecek ve cephanelerin depolandığı bir mekan olarak kullanılmış. Kimi zaman insanların barınak olarak kullandığı mağara, yerleşim mekanlarının 50 metre kadar yakınında bulunuyor. İçerisinde içme suyu kuyularının yanı sıra çok sayıda havalandırma deliği de bulunan mağara Tarihi özelliği dolayısı ile yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çeken, oturup sohbet edilen, yeme ve içme ihtiyaçlarının da karşılanabileceği bir dinlenme mekanı halinde.Buraya gelen insanlar bölgeye özgü yiyecekleri ve içecekleri de tadabilme imkanına sahip oluyor. Mağara içindeki havalandırma delikleri, kuyular, sütunlar ile bölgeye özgü otantik eşyalar büyük ilgi görüyor.Mağaraya girer girmez işletmeci amca bizi fotoğraf bombardımanına tuttu ve mağaranın facebook adresinden bizi hayranlarıyla paylaştı.Bisikletlerimizi mağara içine kadar aldı.O sırada mağarayı gezen eski bir bisikletçi abi bizi gördü ve tanıştık.Kendisinin cep numarasını aldık bir ihtiyacımız olması durumunda hemen aramamızı istedi.Eski yeni güzel bir sohbet ettik.Menengiç kahvemizi yudumlarken…Abinin işi olduğundan bizden erken ayrıldı.Mağaradan çıkarken hesap ödemeye vardığımızda kahvelerin parasını bisikletçi abimiz sağolsun ödemiş.Onca yolu sırf bu kahve ve bu muhabbet ,bu dostluk için gelmek bile paha biçilemez…Mağaradan ayrılırken işletme sahibiyle vedalaştık.
        Akşam olduğunda çadır kuracak farklı bir yer ararken Sanko park yakınlarında bir benzinlik bulduk ve izin alıp arka bahçesine çadırımızı kurduk.Elektronik eşyalarımızı şarja verip dinlenmeye çekildik.Sabah erkenden kalkıp çadırımızı toplayıp Zeugma  Mozaik Müzesi’ne doğru yol aldık.Zeugma Mozaik Müzesi Dünya’nın en büyük mozaik müzesi olma özelliğini taşıyan müzedir. Gerek mimarisi, gerekse teknolojik açıdan dünyanın önde gelen bir müzesidir. İki bin yıllık mozaiklerin yıllar içinde define avcılarının talanıyla eksilen parçaları, lazer sistemiyle görüntü olarak tamamlanmaktadır. Ayrıca Dünyaca ünlü “Çingene Kızı” mozaiği burada sergilenmektedir.Çingene Kız mozaiği özel olarak sergilenmekte ve labirentli yoldan geçerek ziyaretçilerin heyecan kat sayısı artırılarak ulaşılıyor.Oldukça büyük bir müze.Müzeye girmeden önce bisikletlerimizi hediyelik eşya satan elemana teslim etmiştik.Bu arkadaşla baya sohbet ettik ve bize Antep’i anlattı.Kendisi Almanca,Rusça ve İngilizce biliyor.

        Müzeden çıktıktan sonra bir diğer müze Medusa Cam Müzesi’ni gezdik.Antep’e geliyorsanız bu 2 müzeyi mutlaka gezmelisiniz.Burada bir çok müzede görmediğim eserler sergileniyor ve burası özel bir müze.Müzeyi gezdikten sonra karnımızın acıktığını hissettik ve kebabçı Halil Usta’ya uğradık.Karışık kebap söyleyip karnımızı bir güzel doyurduk.Ardından Antep’in mutfak kültürünün tanıtıldığı Emine Göğüş Mutfak Müzesi’ne gittik.Zengin yemek kültürünü tanıdık.Yemeğin üzerine de baklava iyi gider dedik ve Güllüoğlu Baklavacısı’nda baklavalarımızı afiyetle yedik.Antep turumuzu tamamladık ve Urfa yollarına koyulduk.15-20 km yol aldık.Benzinliğin birisinden ıslık çalıp bizi çay içmeye davet ettiler.Sohbet edip çayımızı içtikten sonra mola vermeden Nizip’e vardık.

        Nizip’te Altın sofra adlı mekanda Haş Haş kebabı yedik.Haş haş kebabının içinde haşhaş yoktur, ceviz de yoktur. kuzunun sırt etinin satırla iri kıyma haline getirilip, tuzdan başka hiç bir madde eklemeden şişe sarıldığı bir kebaptır.Yemekten sonra 10 km ileride olan Zeugma Antik Kenti’ne doğru yol aldık.Zeugma Antik Kenti’ne yüzde 10 eğimli bir inişten inerek vardık.Zeugma Antik Kenti Gaziantep’in Nizip ilçesinde Birecik Baraj Gölü kıyısında bulunmaktadır. İlk başta şehrin nekropol alanını gezdik.Nekropol arkeolojik şehirlerde mezarlıkların ve toplu mezar yerlerinin bulunduğu bölgeye verilen isimdir.Nekropol alanını gezdikten sonra Dionysos ve Danae villalarının bulunduğu alana geçtik.Bu kısmın üzeri koruma altınmış.

       Burayı gezdikten sonra Halfeti’ye doğru yola koyulduk.

   Aslında Halfeti Birecik Barajı’nın diğer ucundaydı bize oldukça yakındı.Yetkililerden barajın üzerindeki yolu kullanabilirmiyiz diye sorduğumuzda sadece personeller kullanabilir yanıtını alınca yolumuzu Birecik istikametine çevirdik.Kafadan 30 km yolumuz uzamıştı.Bireciğe vardık.Birecik Köprüsü’nde fotoğraf çekildik.Birecikten dönüp Halfeti yollarını stabilize asfalt ve yüzde 7 civarı eğimle kat etmeye çalıştık.Sonunda dik yokuşların ardından Yeni Halfeti’ye varmıştık.Karnımız acıkmıştı.Eski Halfeti’ye 10 km kalmıştı.Hava kararmıştı.Planımız çadırımızı kurup sabah erkenden tekne turu yapmaktı.Yeni Halfeti de yemek yiyebileceğimiz yer sorduk ve bize Beyzade İskender’i tarif ettiler.Buranın saç kavurması meşhurmuş.Üzerine de künefelerimizi yedik.Yemekten sonra sesi güzel bir amca geldi ve mini bir konser verdi bize.Çaylarımızı da içip yola koyulduk.10 km inişten sonra Eski Halfeti’ye vardık.Eski Halfeti’ye varır varmaz çadır kuracak yer aradık.İlk başta polis noktasına bisikletlerimizi emanet ettik.Ardından akarsu kenarındaki parka çadırımızı kurduk ve dinlenmeye çekildik.Sabah 6 gibi değişik kuş cıvıltılarıyla uyandık.Kahvaltıyı yapmadan önce şehre hakim noktaya çıktım ve şehri fotoğrafladım.Ardından keşif amaçlı bir patika buldum ve orada da birkaç foto çektim.Çadırımızı topladıktan sonra tekne turu yapmaya karar verdik.Salih Çobanoğlu amca ile sıkı bir pazarlık yapıp tekne kapattık.İlk başta bizi Rum Kalesi’nin etrafında bir tur attırdı,sonrasında kahvaltımızı yapmak için bizi bir kısmı sular altında kalan Savaşan Köyü’nde bulunan Karagül Çay Bahçesi’ne tekneyle yanaştırdı.Organik kendi yetiştirdikleri yoğurt,peynir,zeytin,domates,salatalık gibi kahvaltılıklardan oluşan zengin bir kahvaltı sundular.Taze çay eşliğinde kahvaltımızı köylülerin güzel sohbetleriyle tamamladık,vedalaştık.Tekneci Salih amca bizi baya bilgilendirdi.Kendisi çok kafa adamJ Tekne turunun ardından Karagül dizisinin çekildiği köyü ziyaret ettik.Set ekibiyle tanıştık.Güzel bir sohbetimiz oldu.Ardından Eski Halfeti’ye döndük ve Kilis te işletme okuyan arkadaşlarla gözleme ,ayran yerken karşılaştık ve tanıştık.Çok sıcak kanlılardı.Güzel bir sohbet oldu.Halfetili teyzelerin peynirli,patatesli gözlemeleri çok lezzetliydi.Gözlemeleri yedikten sonra yağmur başladı ve Halfeti den ayrılma vakti gelmişti.Yağmurluğumu giydim ve Halfeti yokuşlarını yüzde 10 eğimle Yeni Halfeti’ye kadar tırmandık.Yeni Halfeti den sonra az da olsa tırmanışları atlattık ve 10-15 km inişe başlamıştık.İnişimiz birkaç tırmanma şeridini saymazsak Urfa karayoluna kadar devam etti.

       Suruç’a varmadan mola verdik.Okuldan dönen çocuklar sardı etrafımızı onların fotosunu çektik.Orda marketçi bi abi kahve ikram etti bize.Kahvelerimizi içip yola koyulduk.Baya bi pedalladıktan so nra Urfa’ya 30 km kala Diyar Dinlenme Tesisleri’nde mola verdik ve güzel bir kaçak çay içtikJ Tesislere vardığımızda hava kararmıştı.Yola koyulduk 30 km yolu bitirip Urfaya varmıştık.İlk başta arkadaşımız Mehmet  Akgöz’ün yanına uğradık.Bisikletleri evine bırakıp ciğer yemek için çarşıya indik.Ciğerimizi yedik ve Balıklıgöl’ü ziyaret ettik.Balıklıgöl akşam ve sabah ayrı ayrı gezilmeli bence…Eve geldik dinlenmeye çekildik.Sabah 7 de kalkıp kahvaltı için Zahter Kahvaltı salonu’nu tercih ettik.Kahvaltı da sucuklu yumurta,kaymak,bal,tereyağ ne ararsanız vardı.Kahvaltımızı yaptıktan sonra gündüz gözüyle Balıklıgölü tekrardan gezdik.Kaleye mutlaka çıkın Urfa manzarasını kaçırmayın.Urfa’nın o tarihi sokaklarına girin.Ciğerini mutlaka yiyin.Şıllık tatlısını tadın.Şıllık tatlısı çok ince hazırlanmış kreplerin ceviz ya da fıstıkla doldurularak rulo halinde sarılması ve şerbetlenmesiyle hazırlanıyor.Urfa Müzesi’ni gezicektim fakat yeni müzeye taşındığı için gezemedim.Antepte olduğu gibi Urfa da da mutfak müzesi mevcut.Burayı da gezmeden olmaz.Urfa’nın eski mutfak kültürünü başarılı bir şekilde yansıtmış.Ertesi gün araç kiraladık ve Harran ve Midyat’a geçtik.Eski Harran evleri mutlaka görülmeli.Midyat pek beklediğim gibi çıkmadı.Ama doku az da olsa korunmuş. Şanlıurfa bisiklet turunu tamamladık ve toplamda 1200 km civarında yol yaptık.

Saygılarımla Numan KOÇAK

TÜM FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ…

Şanlıurfa Bisiklet Turu” için 2 yorum

Bir cevap yazın